
Mim - Sayı 7
Editörün Notu
Sevgili okur, MİM Derginin 7.durağına hoş geldin. Bu sayıyı hazırlarken fark ettim, bazen kelimeler bile yoruluyor. Sürekli konuşan, açıklayan, anlatan bir dünyada, sessiz kalmanın da bir dili var. Belki de en güçlü metin, söylenmeyen satırda saklıdır. Yedinci sayıya gelirken, içimizde bir durulma hissi vardı. Ne acelemiz vardı, ne yetişmemiz gereken bir yer. Sadece yazmak istedik olduğu gibi, fazlasız. Bazen bir kalp kırıklığı kadar kısa, bazen bir nefes kadar uzun yazılarla. Sayfaları çevirdikçe fark edeceksin; Her yazı biraz iç döküş, biraz içe dönüş gibi. Kimi satırda bir çocuk sesi yankılanıyor, kimi satırda bir suskunluk. Ama hepsinde aynı arayış: Kendine dönmek, yeniden hatırlamak, yeniden başlamak. Bu sayı bir koşu değil, bir yürüyüş gibi. Hızla değil, fark ederek okunmalı. Bazı cümleleri ikinci kez okurken, belki ilk seferinde duymadığın bir anlamı hissedersin. Belki de tam o anda, kendi iç sesine rastlarsın. Yedinci sayımızla birlikte, Bir kez daha hatırlatıyoruz kendimize: Yazmak, yaşamanın bir başka biçimidir. Ve biz, her sayıda biraz daha kendimize varıyoruz. Yavaşla, derin bir nefes al... Bu defa hiçbir şeyin acelesi yok.
Mim 7. Sayı Dergi Özeti
MagPublish tarafından otomatik özetlenmiştir.Mim dergisinin Sonbahar 2025 tarihli 7. sayısı, genel yayın yönetmenliğini ve editörlüğünü Esma Güç Çınar’ın üstlendiği, grafik tasarımında Demet Böyük, çizimlerinde ise Emine Yıldırım imzası taşıyan edebi ve fikri bir durak olarak okur karşısına çıkıyor. Bu sayıda, modern yaşamın getirdiği gürültünün aksine, sessizliğin ve içe dönüşün gücü somut edebi metinler üzerinden inceleniyor. Rıdvan Sercan, "İlahi Aşk" adlı şiirinde tasavvufi bir dille Yaradan’a duyulan aşkın derinliğini ve beşeri dertlerin bu aşkla şifalanışını işliyor. Pakize Güvenç, "Ey Kalbin Evlatları" başlıklı yazısında sosyal hizmet kavramını Yunus Emre ve Niyazi Mısrî gibi sufilerin öğretileriyle harmanlarken, T. S. Eliot ve Paul Celan gibi modern şairlerin yalnızlık temalarıyla köprü kuruyor; yazar aynı zamanda "Medîne-i Münevvere" metninde Ravza’nın sessiz asaletini ve teslimiyet duygusunu irdeliyor. Zümrüd-ü Sabah, "Kalbin Seyri" şiirinde gurbetteki ruhun vuslat arayışını aktarırken, "Anne, Sana Bir Şey Anlatamadım" başlıklı sarsıcı iç döküşünde temizlik takıntısı, duygusal mesafe ve çocukluk kırgınlıklarını Oğuz Atay’ın "İnsan annesini affetmek zorunda kalmamalı" sözü ekseninde temellendiriyor. Esma Güç Çınar, "Hatırlatma Departmanı" adlı denemesinde modern insanın başkalarının sorumluluklarını üstlenerek "düşünme yükü taşıyıcısı" haline gelmesini ve zihinsel tükenişi sosyolojik bir yaklaşımla ele alıyor. Dilara Güçlü, "Bazen Durmak Bile Bir İlerleyiştir" yazısıyla durmanın ve yavaşlamanın pasif bir eylem değil, aksine içsel bir büyüme ve güç toplama evresi olduğunu savunuyor. Ezgi Cankur ise "Cinayet" şiirinde güvenin, sevginin ve evliliğin yitirilişini sert ve gerçekçi imgelerle sorguluyor. Mim, her bir satırında insan ruhunun derinliklerine inen somut tahlilleriyle dikkat çekiyor.
Bu Sayıda Öne Çıkanlar:
- ✦Rıdvan Sercan ve Zümrüd-ü Sabah'ın kaleminden ilahi aşkın ve kalbin seyrinin tasavvufi izdüşümleri
- ✦Pakize Güvenç'in modern sosyal hizmeti Yunus Emre, T. S. Eliot ve Paul Celan eşliğinde ele aldığı felsefi sorgulamalar
- ✦Esma Güç Çınar'ın modern çağın zihinsel yükünü ve 'hatırlatma departmanı' olma yorgunluğunu inceleyen yazısı
- ✦Zümrüd-ü Sabah'ın Oğuz Atay referansıyla anne-çocuk ilişkisindeki sessiz kırgınlıkları döktüğü içsel anlatı
- ✦Dilara Güçlü'nün durmanın ve yavaşlamanın dönüştürücü gücünü savunan varoluşçu denemesi







